Bunun önemli nedenlerinden birisi dünyada ve ülkemizde tepe kulüplerinin girişimci işadamları tarafından yönetilmelerinin artık bir gelenek haline gelmesidir. Futbolun ticari bir sektör olduğunu ve kulüplerin pazar kurallarına göre gelir ve giderlerini dengelemelerini ve bunun yapamayanların sektörden çekilmesi gerektiğini düşünenler şu soruların da cevabını verebilmelidir. Bu kulüpler kimin girişimidir? Kimin mülküdür? Ne için var olmuşlardır? Ne için var olmalıdırlar? vs. Bu soruların yanıtları soruların içinde yatmaktadır.
Futbol kulüpleri pazar kurallarına ve pazardaki talebe göre oluşmuş ticari kuruluşlar değildir. Futbol kulüplerinin oluşması için kimsenin bir talebi olmamıştır. Futbolcular bu sporu para kazanmak için yapmadılar. Kulüplerin varlığı futbolu kolaylaştırmak ve seyrini organize etmek içindi. Futbola gösterilen ilgi ve para ödeyerek seyretmek arzusu futbol denen spor dalma profesyonel bir görünüm kazandırdı. Bu profesyonellik futbolun amacı değil sonucu idi. Kulüplerin ticari şirketler haline dönüşmesi oyuncuların veya seyircilerin isteği değil kulüp başkanlarının tercihi idi. Kulüplerin ticari şirketler haline dönüşmesi, kulüp yöneticilerini borçlar nedeniyle doğan sorumluluklarda koruyordu. Futbolun profesyonelleşmesini oyuncular ve seyirciler istemediler, bu durum onlara empoze edildi. Günümüzün aşırı ticarileşmiş futbolunda bazı oyuncular bu tîCanleştirmeden mutlu olabilirler fakat aynı şey, küme düşen, iflas eden kulüplerdeki oyuncular ve pahalı biletler nedeniyle sahalardan uzaklaşan seyirciler için geçerli olmayacaktır.
Kulüplerin gücü taraftar sadakatidir
Futbol kulüplerinin pazar koşullarına tabi olması gereğine karşı en güçlü savunma onların sosyal bir tabanın duygularına ve sadakatlerine dayanıyor olmalarıdır. Futbol kulüpleri de bir tür politik partiler gibidir. Kendilerine yönelen duygu ve sadakat politik partiler için olandan daha üst düzeydedir. Taraftarlarla futbolun ilişkisi bir eğlence sektörünün müşterileri ile olan ilişkisinden çok farklıdır. Her hafta sonu Avrupa liglerinde milyonlarca kişi para ödeyerek takımlarını seyretmektedir. Bazı derbi maçlarını seyredebilmek için ödemeyecekleri miktar yok gibidir. Bunu sıradan bir pazar-arz ve talebi olarak yorumlayamayız. Açıkça görülmektedir ki futbol için toplanan insanlar, ibadet veya miting için toplananların çok üzerindedir.
Futbolun cazibesi basitliğin ve göze hitap eden ihtişamından gelmektedir. 22 oyuncu bir top ile takım oyununa dayanan bir rekabeti sergilemekte ve bu minimum sayıda kural ile yapılmaktadır. Sahanın ölçeği ve kurallar sayı yapmayı çok güç kılmaktadır. Bu nedenle futbolda sayı yapmak bir oyunda nadir olarak gerçekleşen ve gerçekleştiğinde çok sayıda insanı aşın mutlu eden bir olaydır. Bu mutluluğu yaşamak için takımlar, kulüpler, statlar, ligler, federasyonlar kurularak futbol, düzenli ve organize bir sunum haline getirilmiştir. Bu düzenin kurulmasında kullanılan fonlara bir tür kooperatif finans sistemi olarak bakılmalıdır. Ortada satılan bir ürün değil ortaklaşa finanse edilen bir organizasyon söz konusudur. Bugün taraftarı olduğumuz yüzyıllık kulüpler, takımlar, statlar, ligler vs. böylesine bir kamusal birikimin sonucu olarak ortaya çıktılar. Buna göre futbol bir ticaret sektörü değil kamusal alandaki bir yatırımdır. Futbolun zaman içinde daha karmaşık ve daha profesyonel bir yapıya kavuşması onun bu temel kamusal özelliğini ortadan kaldırmaz.