Yazdır

Gelin biraz geçmişe gidelim. 1959’da İstanbul, İzmir ve Ankara arasında kurulan Türkiye Profesyonel Futbol Lig’inde İzmir’den dört takım var. Altay, Karşıyaka, Göztepe, İzmirspor’a, bir yıl sonra Altınordu da katılıyor. 67-68’e kadar geçen dokuz sezonun altısında 5, üçünde dört İzmir takımı var. 1967-68 sezonunda Karşıyaka ve İzmirspor düşüyor, İzmir üç takımla temsil ediliyor. O sezon Göztepe, Altay ve Altınordu var. Sonra KSK geliyor ve takım sayısı yeniden dörde yükseliyor. Ama bir daha İzmir dört takımla hiç temsil edilemiyor. 69-70, 70-71 ve 71-72 sezonlarında üçlü temsil var. Ve 1972’den bu yana üçlü temsil bir daha hiç yaşanmıyor.


1982-83 sezonuna kadar iki sezonun haricinde İzmir’de haftada bir maç oynanabiliyor. Çünkü iki takımı var kentin. Biri içeride, diğeri deplasmanda olunca tek maç oynanabiliyor. 1983-84 sezonunda ise “finito”. İzmir ilk kez 1.Lig’de temsil edilemiyor. Çünkü Altay düşmüş ve çıkmayı başaramamıştı. Karşıyaka’nın güçlenmesi ve Altay’la birlikte İzmir’i 1.Lig’de beş sezon arka arkaya temsil etmesi son başarıydı. 1998-99 sezonunda Göztepe, 18 yıl aradan sonra Yeni Asır’ın sponsorluğunda çıkışı başarınca 1999-2000 ve 2002-2003’te ikili temsil yeniden yaşandı. Sonra ikişer, ikişer düştü İzmir takımları. 2003-2004 sezonundan beri İzmir’de 1.Lig takımı yok.

Yukarıdaki istatistikleri Spor Yazarı Tuğrul Aşkar’ın araştırmalarından ve 25 yıllık deneyimlerimden toparladım. Bu başarısız tablonun bir nedeni de genel ülke yapısı. Yani İzmir’in dış etkenler nedeniyle yaşadığı sıkıntılar söz konusu. Üç büyükleri koruyan ve kollayan hukuksal, idari yapı Anadolu kulüplerini kuşa çevirmiş. Naklen yayın gelirlerindeki adaletsiz dağıtım kulüplerin daha da fakirleşmesine neden olmuş. Örneğin, Fenerbahçe’ye 20 milyon dolar verilirken, Altay’a 4-5 milyon dolar verilmiş. Yani fakirden alıp zengine veren düzen Anadolu kulüplerini ezmiş.

Böyle bir düzende İzmir Kulüpleri düşmanlığa varan kıran, kırana rekabet içindeydi. Ama dayanışma hak getire. Keskin sirke örneği rekabet nedeniyle birbirini yiyen kulüpler, ekonomik, politik ve örgütsel bir güç birliği oluşturmayı beceremedi. Ve “Ben kalayım, o düşsün” felsefesiyle ne zaman güçlense aynı şeyleri yaptı. Amaç, İzmir’in ağası olmak… Hep aynı rekabet, hep aynı düşmanca tavır, hep aynı inat, hep aynı yönetim modelleri hala devam ediyor. Ama bakın ünlü fizik bilgini Albert Einstein ne demiş, “Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar bekleyen ahmaktır”.  Dikkat! Ben demiyorum, Einstein diyor. Yani “Vaaay! Bu adam bize hakaret ediyor” diyen olursa geçmişte unutulanları yeniden anımsatmak da yine bana düşüyor.
 

Süleyman Alasya-Yenigün