|
 Bülent Buda-Milliyet Sözünde durmak büyük bir erdemdir... Ama bütün büyük işleri sözünde durmayanlar başarmışlardır. Başarı, sözünde durmakla değil, aldatmakla elde ediliyor(...) Çok mu şaşırtıcı? Sanmıyorum; normal... Şu kahpe dünyada, başka türlüsüne enayi diyorlar. Her şeyiniz açık, meydanda, birinin gelip kapmasını bekliyor. Enayinin altı yıldızlı olanlarındansınız. Alınmayın hemen; yaşam bu. İdeallerinizin izini sürün durmaksızın, vazgeçmeyin... Nasıl olsa günün birinde yerlerde sürüneceksiniz. Büyük İskender, Aristo’ya sormuş: Yiğitlik mi iyidir, dürüstlük mü? Yanıt: Dünyada dürüstlük olsaydı, yiğitliğe ne lüzum kalırdı? “Karanlık, aydınlıktan; yalan, doğrudan kaçar. Güneş, yalnız da olsa etrafına ışık saçar. Üzülme, doğruların kaderidir yalnızlık Kargalar sürüyle, kartallar yalnız uçar...” Uyanık karga, aptal kartal! Sevginin sıcaklığı, iyiliğin coşkusu, mutluluğun gizi, hayatın ayrıntılarda saklı tadı... Bir tuhaf oluyor, kendinden geçiyor, rahatlıyor insan. Birden Napolyon geliveriyor akla: Para, para, para... “İnsanın yaşadığı değildir hayat; aslolan, hatırladığı ve anlatmak için nasıl hatırladığıdır” diyor Gabriel Garcia Marquez... Bugünlerde tam da bu durum üzerindeyim. Kimilerimiz çoğu zaman içindeki ‘öz’e uygun, otantik yaşayamıyor. Çatışmalarla geçiyor hayatı. Üstün Dökmen, şöyle diyordu: “Kendi özlerine uygun yaşamak yerine başkalarının özüne uygun yaşayanlar, adeta varlıklarını kiraya vermiş olurlar...” ‘Rent a car’ gibi yani... Depozitosu da olacak mı acaba? Oluyor, hem de çok daha fazlası... ‘Verdiklerini, kullandığına say’ diyorlar insana... İşte o zaman hafifliyor, değersizleşiyor, anlatmak için nasıl hatırladıklarınız. Bir Meksika deyişi var; bayağı gırgır... “Felek sana, ‘hayat’ diye ekşi bir limon uzattıysa, sen üstüne tekilayla tuz iste...” Limonun üstüne tekilayla tuz istiyebiliyorsanız yırttınız demektir. İsteyenin bir yüzü kara, vermeyen zenci! Umarım bayramınız ‘hayır’lı olur...

|