İKİ FİNALİN ARDINDAN Yazdır e-Posta
Kullanıcı DeÄŸerlendirmesi: / 0
ZayıfEn iyi 
Köşe yazıları - Koray Emre Çokbankır
Cumartesi, 26 Mayıs 2001 02:00
Bir hafta arayla televizyon ekranlarından iki final maçı izledik. Bunlardan ilki bir zamanlar GÖZTEPE'mizin de başarıyla yer aldığı UEFA Kupası finali idi. Liverpool - Alaves takımları arasında yapılan maç kupa tarihinin en fazla gol atılan maçı rekorunu egale ederek 4 - 4 bitti. Dün gece yapılan ve Valencia - Bayern München takımları arasındaki maç ise futbol ve sonuç açısından pek doyurucu değildi ve 1 - 1 sonuçlandı. Bu iki maçtan ve 4 takımdan alınabilecek o kadar çok ders var ki bizim için, bunları kendimce değerlendirmek istedim.1-) Alaves, Vittoria kentinin küçük bir takımı. Bırakın Avrupa'yı
Alaves takımının İspanya'da elle tutulur hiçbir başarısı yok bugüne kadar. Ancak 3 yıl önce akıllı bir planlamayla takımı
oluşturuyorlar ve kadrodaki ufak tefek değişiklikler hariç hiçbir
taşı yerinden oynatmıyorlar. 3 yıl içersinde de UEFA Finaline kadar geliyor bu takım. Sahasındaki maçlar da genelde dolu tribünler önünde oynanıyor. Yine bizim insanımıza ilginç gelecektir, futbolda hiçbir başarısı olmamasına rağmen tüm Avrupa'da olduğu gibi kent kendi takımlarının peşinden koşuyor. Bizde olduğu gibi sadece başarılı olanın ve başarının peşinde değil insanlar yani. Bunun yanında teknik kadrosu ve futbolcuları da sivrildikleri an onlara gelen cazip teklifler ile başları dönmüyor. Örneğin teknik direktörleri Manuel Esnal Mané, bu yıl Hector Cuper'i büyük ihtimalle İnter'e kaptıracak
olan Valencia'nın teklifini kibarca reddediyor. Yönetimleri de
golcüleri Javi Moreno'yu Milan'a verirken, onun yerine Ivan Alonso'yu monte ediyor. Yani anlayacağınız, adamlardaki oluşum bize tamamen ters.2-) Bir diğer İspanyol takımı olan Valencia ile devam edelim.
İspanyol takımları Avrupa ve dünyada büyük başarılara imza atarken, ulusal takımlarının biliyorsunuz doğru düzgün bir başarısı bulunmamakta. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi de İspanyolların defans yapmadaki başarısızlıkları. Son yıllarda İspanya Liginin iki flaş takımı Deportivo La Coruna ve Valencia incelendiğinde defans oluşumları bize küçük bir ipucu veriyor. Deportivo La Coruna iki Brezilyalı Mauro Silva ve Donato ile Valencia'da Carboni ve Djukic (son dönemlerde Ayala) ile kronikleşmiş defans problemini çözmüşler görünüyor. Bu 4 futbolcunun da yaşları 30'un üzerinde olmasına rağmen son 4 yıldır iki takımın da istikrarlı sonuçlar almasını sağlamışlardır. Bu olgu bir zamanlar Galatasaray'da
Falco ve Stumpf ikilisi ve Fenerbahçe'de Uche ve Hogh ile de
Türkiye'de başarıya ulaşmıştır. Bunun yanında yine iki takıma
baktığımızda yıldız futbolcularını sürekli olarak elden çıkarmalarına rağmen her zaman yerlerini doldurmaya çalışmışlar veya bir başka yıldız ile takımı sürüklemişlerdir. Valencia'nın başarısındaki en önemli paylardan birisi de John Carew gibi bir futbolcunun saha içersindeki önemli görevidir. Adam geçmedeki başarısı, hava toplarındaki hakimiyeti ile akıl almaz goller kaçırmasına rağmen Carew'i bu takımın en önemli futbolcularından biri yapmıştır. Bir takım için bu türde futbolcuların varlığının önemi yine ortaya çıkmıştır. Topu tutan, rakip eksilten, defans dengelerini bozan ve bazen 2 bazen de 3 futbolcuyu kendine çeken bir futbolcu sahada her
zaman olmalıdır. 3-) Gelelim Liverpool'a, İngiltere Liginin en başarılı takımlarından biri olan Liverpool da son yıllarda duraklama dönemindeydi. Ancak son 3 yıldır Arsenal'i örnek alarak takımı bir Fransız olan Gerard Houllier'e teslim ettiler. Tamamen kendi bünyesindeki genç yıldızlar ile tecrübeli futbolcuları kaynaştırarak 3 yıl içersinde UEFA Kupasını kazanma başarısını gösterdiler. Baktığımız zaman Micheal
Owen, Robbie Fowler, Emil Haskey, Danny Murphy, Jamie Garragher, Steven Gerrard yaşları 19 ile 26 arasında olan ve kimi Liverpool'un altyapısından yetişen yada genç yaşta başka takımlardan alınan futbolcular. Bu genç yıldızlar ile İskoç McAllister, Fin Litmannen ve Sami Hyppa, İsviçreli Henchoz, Çek Berger ve Smicer ile iki Alman Dieter Haaman ve Christian Ziege'yi o kadar güzel kaynaştırmışlar ki bu yıl Avrupa kupalarının finale kadar en az gol yiyen takımı ve en
iyi alan savunması yapan takımı ve en hızlı kontratak yapan takımı oldular. Yine bu takıma baktığımızda savunması tecrübeli ve yabancı futbolculardan oluştuğunu görüyoruz.4-) Son olarak da Bayern München takımını ele aldığımızda, takımın bu güne kadar özellikle Avrupa'da defansı ile başarılı olduğunu görmekteyiz. Ancak bir takımın sadece defansı ile öne çıkmasının da bir yere kadar olduğunu, eğer takım mağlup duruma düşerse değişik alternatifler yaratılması gerektiğini de dünkü maçta gördük. Takım içersinde yaratıcı hiçbir futbolcunun olmamasının, futbolu sadece fizik gücüyle oynamaya çalışan futbolculardan kurulu olmasının, teknik kadronun golü sadece kontrataklardan aramasının ne kadar
yanlış ve futbolun karakterine aykırı olduğunu dünkü maç bize bir kez daha gösterdi. Janker'in oyuna ikinci yarı girmesiyle dengelerin değişmesi ve oyunun bir anda dönmesi de bana geçtiğimiz yıl Oktay Çevik'in artık sahada yürüyemese de ısrarla Hasan'ı oyunda tutmasındaki doğruluğu hatırlattı.Tüm bu takımların en önemli ortak özellikleri ise bir defa
defanslarının çok sağlam, kademeli, hava hakimiyeti olan, çabuk ve ayrıca defans yapmasını bilen ülkelerin futbolcularından kurulu olmasıdır. (Alaves hariç) Diğer bir nokta da takımların başlarında yabancı teknik adamlar olsa da o ülkeyi ve dilini bilen insanlar tercih edilmiş olmasıdır. Yine bir başka önemli olay da bu takımların özellikle kendi ülkelerindeki başarılarında, o ülkenin futbol yapısına ters gelen futbolculardan kurulu olmalarına, yine kendi ülkesinin futbol kültürlerine alternatif anlayışlar geliştirip, bu türde uygulamalar yapmaları etken olmuştur. Örneğin İngiltere futbolu genelde hava üstünlüğü üzerine kurulu iken Liverpool buna karşı Hyppa ile bu türde oynayan takımları durdurup, kendisi genelde topa hakim olmaya yönelik bir anlayış geliştirmiştir. Yine havadan oynamaya alışkın İngiliz defans oyuncularına karşılık Owen, Fowler, Haskey ile topla dripling yapabilen, süratli ve yerden oynamayı seven adamlar ile sonuca gitmeye çalışmıştır.Son 1 haftada evlerimize konuk olan bu 4 takım, bu yılın
Avrupa'da en başarılı takımları olmuşlardır. Ama hiçbiri 1 günde buraya gelmemiştir. Planlı çalışmalar, gerçekçi hedefler, tesisleşme, akıllı transferler, sabır ve istikrar onları bugünlere kadar getirmiştir. Özellikle İngiltere futbolunun en başarılı takımı olan Liverpool Premier Lig kurulduktan sonra 1 kez şampiyon olmuş, kendi üstünlüğünü son 11 yılda 8 defa şampiyon olmuş Manchester United'e bırakmıştır. Ancak taraftarları yeniden yapılanmaya karşı sabırlı davranmış, alınan başarısızlıklar onları hiçbir zaman takımdan
uzaklaştırmamış, aksine tribünler hep dolu olmuştur. Anfield Road stadyumunun girişinde yazan "You'll Never Walk Alone" sözü sadece lafta kalmamış, sahaya çıkan futbolcu arkasındaki kitlenin ona olan bağlılığını bilerek futbol oynamıştır.Bir gün bizimde aynı başarıları yakalayacağımızı umarak, bir
an önce tesisleşip, akılcı transferler yaparak, sabır ve istikrar ile bu yılın yine GÖZTEPE yılı olmasını istiyorum.

Yorumlar (0)




Sadece üyeler yorum yazabilir, Üye ol/Giriş yap.

busy
Son Güncelleme: Perşembe, 19 Mart 2009 14:02
 
HERŞEY GÖZTEPE İÇİN
İzmirli olup ta İstanbul takımlarını tutanlar lütfen bizim takımlarımızı tutun.©
Bir kez yandı bu meşale sönmeyecek, GÖZTEPE EFSANESİ ölmedi, ölmeyecek..©