| Fenomen |
|
|
| Köşe yazıları - Burçak Ünsal | |
| Salı, 30 Kasım 1999 02:00 | |
|
“Türkiye’nin en büyük taraftar kitlelerinden biridir” dendi, “çok renkli tribündür” dendi, “çok vefalıdırlar, çok da fanatiktirler haaa!..” dendi. Fakat bunların hiçbiri Göztepe’yi tutmanın ne demek olduğunu ve Göztepeli’liğin ne olduğunu anlatmaya yetmedi. Sene 1925, aylardan Haziran. Altay kafilesi Aydın’a maça giderken uzun süredir devam edegelen sürtüşme yolda hat safhaya ulaşır ve Güzelyalı grubu artık yeni bir kulüp çatısı altında faaliyetlerini sürdürmeye kesin olarak karar verir. Aydın dönüşü bu karar uygulanır ve Göztepe Spor Kulübü Güzelyalı’da Altay’ın içinde bulunduğu anlayışa bir isyan olarak kurulur. İşte Göztepe ve Göztepeliliğin temeli olan daha sonraları ise sloganlaşan; bir takım çarpıklıklara, yanlış kurulmuş ve yanlış işleyen düzene karşı isyan ve hakkı savunma olgusu o günlerde ortaya çıkmış olur. 1967-68’li yıllara gelininceye kadar bir çok yerel ve ulusal başarı kazanılarak “bir-iki minibüslük Göztepeliler” büyük bir camia haline gelmeye başlar. 1968-69 yıllarında ise ard arda o zamanki adı Fuar Şehirleri Kupası olan UEFA’da çeyrek ve yarı final oynama başarısını göstermesiyle birlikte Göztepe artık İzmir’de en fazla taraftarı olan takım, Türkiye’de ise büyük sempati ile bakılan “Şanlı” bir kulüp olur. 70’li yılların başlarına kadar yurt içi ve yurt dışı başarılar ve milli takım bünyesindeki bir çok başarılı Göztepe’li oyuncu sayesinde, Göztepe taraftarlarının sayısı hızla artar ve Göztepelilik İzmir-Güzelyalı kültürünün de büyük etkisiyle kendine has bir camia halini alır. Artık Karşıyaka’dan Üçkuyular’a her yerde Göztepeliler vardır ve Göztepe Ege’nin “Efe”si olmuştur. Göztepeliliğin en büyük farkı ise Göztepe’nin 17 yılını geçirdiği karanlık 2. lig günlerinde ortaya çıkmış ve Göztepeliler rüştlerini o karanlık dönemden hiçbir camiaya nasip olamayacak bir sadakat ve vefayla çıkmasını bilerek ispat etmişlerdir. Artık “Şanlı” günler geride kalmıştır. Takım üzerinden menfaat sağlamaya çalışan gruplar kongrelerde ayak oyunlarıyla yönetime gelmeye başlamış, spor şubeleri zamanın gereklerine ayak uyduramamış ve ilgisizlikten başarısızlığa mahkum edilmişlerdir. Futbol takımı Atletico Madrid zaferlerinden, UEFA yarı finallerinden 3. lige düşmeme mücadelesi verir hale getirilmiştir. 17 yıl gayya kuyusunda verilen bu mücadele sürecinde bir gün gülememiş, bir tek somut başarı görememiş bir kulübe aşık Göztepeli bir kuşak yetişmektedir. Kimse buna anlam veremez, tüm spor kamuoyu hayret ve gıpta ile tezlere konu olması gereken (ve olan) bu sosyolojik olguyu izlemekte ve buna bir anlam vermeye çalışmaktadır. Oysa sadece Göztepeliler değil Göztepe’yi rakip olarak ya da sempatizan olarak takip eden herkes çok iyi bilmektedir ki Göztepe sevgisi başarıya, paraya, gündemde olmaya endeksli bir sevgi değildir. Onlar bilmektedir ki Göztepeli olmak bir kültürdür. Türkiye’nin içine işlemiş çarpıklıklara, özellikle sporda hüküm süren oligarşik yapıya karşı bir isyandır. Ve bu başarısız karanlık dönemin aydınlık, vefalı ve inatçı kuşağı Göztepelilik felsefesini Türkiye’de ilk defa olmak üzere şu şekilde haykırmıştır: “Alayına İsyan, İnadına Göztepe!” Bu isyan takım 17 yıldır 2. ligde “sürünüyor” olsa bile, 2. ligde kalmak dahi şükredilecek bir hal almış iken bile maçların Türkiye’nin en büyük stadı olan 70 bin kişilik Atatürk stadında oynanması demektir. Birinci Ligde takımlar seyircisizlik ve ilgisizlikten yakınırken, Göztepe tribünlerinde poşet içinde taraftarlardan para toplanıp futbolcuların transfer taksitlerinin ödenmesi demektir. Ve bunların o “Şanlı” günleri babalarından dinleyen her biri istisnasız sadece Göztepe’yi tutan o talihsiz kuşak tarafından seve seve yapılması demektir. Yüreğinde en saf haliyle Göztepe sevgisi barındıran başkanların ve yöneticilerin de sahneden hazin bir şekilde çekilmeleriyle camia içinde tüm kurtuluş alternatiflerinin denenmiş olduğuna inanılan bir dönemde, Göztepeliliğin ne demek olduğunu iyi bilen ve maddi sıkıntılardan biraz olsun nefes alabilecek olsa bu taraftarla, bu camiayla bırakın Türkiye’yi Avrupa’yı bile yeniden zangır zangır titreteceğini bilen Ege’nin, İzmir’in bir başka çok köklü ve büyük bir değeri olan Yeni Asır gücünü Göztepe ile birleştirmeye karar verir. Onun da bu yola çıkarken tek güvencesi, tek dayanağı şüphesiz ki eşsiz Göztepe taraftarıdır. Göztepe kazandığı bu yeni ivmeyle 17 yıl sonra tekrar 1. Lige çıkar. Ancak camia 17 yıl süren sürgün boyunca birinci ligin ne demek olduğunu bile neredeyse unutmuştur. Ne yazık ki büyük yönetim ve teknik hatalar sonucu takım yeniden düşer. Fakat düşerken bile Şanlı Göztepe bir mucizeye imza atmıştır. 17 yıl sonra 1. Lige çıkan bir takım, aynı sene 2. lige düşerken, Türkiye’nin maçlarına en çok seyirci çeken takımı olarak dünyada bir de ilke imza atmıştır. O sene Göztepe, İzmir’de UEFA kupası şampiyonu olmuş Galatasaray’la yaptığı maç da dahil olmak üzere tüm maçlarında İzmir’de çoğunluğu hiçbir takımın taraftarına kaptırmamış ve Atatürk Stadı, Göztepe göz göre göre 17 yıl sonra çıktığı 1 ligden düşerken isyan edercesine “Göz Göz Göztepe” diye inlemiş, bu gerçekler o yılın gazete sütunlarındaki makalelere konu olmuştur. Bugün Şanlı Göztepe gölgede bırakılmaya çalışılmış olan 2. Lig Şampiyonluğuyla yeniden Türkiye’de ait olduğu yere dönmüş ve bir “Efsane” olan taraftarı yine, bu sefer eskisinden daha büyük bir sempati ve gıpta ile seyredilir, konuşulur olmuştur. Göztepe taraftarını ve Göztepeliliği anlatmaya, irdelemeye çalışmak bir yerde nafile bir çabadır. Göztepelilik bir kültür ve şuurdur. Merak eden herkesi Göztepe Camiası İzmir güneşinin sıcaklığı ve melteminin huzuru ile kucaklamaya hazırdır. Buyurun Göztepelilerle bir maç seyredin onlarla bir gün geçirin. Hem bu inanılmaz aşkın yoğunluğunu kendiniz hissedin hem de bunu anlatmak için kelimelerin kifayetsizliğini kendiniz takdir edin. Burçak Ünsal 2.03.2002
Favori olarak al
Paylaş
Arkadaşına gönder
Okuma: 579 Yorumlar (0)Sadece üyeler yorum yazabilir, Üye ol/Giriş yap.
|
|
| Son Güncelleme: Cumartesi, 21 Mart 2009 13:34 |



Resmi Site

