|
Basında Göztepe -
2001-2002 Sezonu
|
|
Salı, 30 Kasım 1999 02:00 |
|
METİN GÖKALP Meşin Yuvarlağın Havası Yağmurun sırılsıklam ıslattığı saha... Tam meşin yuvarlağın havası, tam her futbolcuya sözünü geçirdiği ortam... Zaman gelir bir su birikintisinde "zınk" diye duruverir. Bir başka pozisyonda "yılan" kıvraklığıyla kayar, gider. Dilinden anlamalı, terbiye etmesini bilmeli, kaprislerine boyun eğmemeli! Neler mi yapılmalı? Birinci kural, topu mümkün olduğu kadar kalenden uzak tutup, "uzun uzun" oynamalı! Oysa Göztepe, özellikle maçın ilk bölümünde &pıt pıt" oyunu yeğledi. Yapılan kısa paslar sonucu, gereğinden fazla top kaybetti. Sonra; kaygan zeminde mümkün olduğunca "bol" kanat ortaları üretmeli! Üretmeli dedim ama, Mustafa Özkan ile Cüneyt Tanrı aşkına dişe dokunur bir orta yapsa ya! Kaleyi gördüğün yerden "şut" atmalı! Tamam da, Göztepeli kardeşlerim, Kabat'ın muhteşem denemesinin dışında, hala kaleci Adnan'ın burnunun dibine kadar gitmekte ısrarcı! M.Özkan 78 dakika nasıl kaldı? Ağır saha koşullarında oynanan maçların sistemi mistemi olmaz. İsteseniz de uygulayamazsınız. Savaşan, yüreğini sahaya koyan, kafasını tekmeye uzatan oyuncular tercihin olursa, maçı kazanırsın. Yeri gelmişken, M. Özkan'a değineyim: 1. Lig'de forma giyen bir futbolcu saha çamur bile olsa, bu denli hata yapmaz. Yapıyorsa, o zaman yeri sundurma! 78 dakika oyunda nasıl kalıyor? Kadroda kredi limiti en yüksek oyuncu Mustafa kardeş galiba! Diğer yandan adam ne zamandır maç oynamıyor, antrenmansız... Hatta "kafadan oynar mı?" diye düşündüğüm de oldu. Bu "zifiri arap" şimdiden böyleyse, gelecek günlerde kimbilir ne resitaller verecek. Oyundan alınıncaya kadar Cumhur'u, soğukkanlılığıyla Gökhan'ı, her geçen gün futbolunu geliştiren Servet'i, basmadık yer bırakmayan Kabat'ı dün pek sevdim. Tam yeri gelmişken bir öneride bulunayım: Futbolcuların değil topu, kendilerini bile zor kontrol edebildiği "ıslak maçların" hakemini de belirlerken, neyin "faul" neyin "avantaj" olduğunun ayırdına varabilen, biraz topa "tepik" atmış hakemler tercih sebebi olsa kimsenin başı ağrımaz... CEM CAN BİR BİR NEREYE Islak zeminde yere çarpan her uzun topun rakibe geçeceği bilinirken, iki takım da gereksiz bir iyimserlikle bol bol uzun pas yapıp top kaybettiler. İlk yarının ortalarından itibaren Antalyaspor, hücum bölgesinin önünde daha iyi organize olmaya başlarken, topun ceza sahasına sokulacağı karar paslarını iyi seçemedi. Selahattin ve Saffet ileride öncelikle hücumu biçimlendirecek pas organizasyonunu üstlenirlerken, arkalarındaki Mustafa Gürsel, Kırmızı - Beyazlılar’ın kaleye en dik bakan futbolcusuydu. Göztepe orta sahası kazanılan toplarda hücuma hızlı ve samimi şekilde katılmadığı için, geniş alanda hücumlar gerçekleştirilemedi. Geriye çabuk dönen Antalyaspor, kalabalık ceza sahasına gönderilen ortaları fazla müşkülat çekmeden bertaraf etti. Sarı - Kırmızılılar ikili paslardan öteye geçemeyip, sonunda serbest adamın topla yüzü kaleye dönük buluşacağı bir tek üçlü-dörtlü pas kombinasyonu bile yapamayarak gözleri tırmaladı. Göztepe orta sahasında forma giyen Mkhalele ayağına hiç üşengeç olmadığı gibi oyun yorumu ve tekniği ile orta sahanın futbol perspektifine önemli bir genişlik kazandırabilecek. Yeter ki Mkhalele’nin üstlendiği rol takım arkadaşları tarafından da kabullenilsin. İkinci yarıda Hüseyin Kalpar ıslak zemin ve yorgunluk nedeniyle artan hata olasılığını hiçe sayarak, yakışıklı Antalyaspor’u düşmemeye oynayan bir takım gibi tekinsiz bir güvence arayışı içinde geriye çekince, üç puan isteğinde ısrarlı olmayacağını ortaya koydu. 0-0’lık sonuçla alınan birer puan hiçbir takıma yukarı bakma imkanı veremez.
|