
Avantaj Değerlendirildi
Çağatay Çağlar
Seriye Devam
Ersan Yetişir
Göz Göz maça bilinen klasik 4-4-2 düzeni ile başladı. Bugün için özellikle ilk yarım saat geçtiğimiz haftalara bakılacak olursak sahada kazanmayı daha çok isteyen ve mücadele gücü yüksek bir takım seyrettik. Sanırım Göz Göz böyle giderse çıtayı gelecek haftalarda daha da yükseltecektir.
Kazanan haklı mıdır?
Sinan Genç
Dün Alsancak Stadı'nda ne yaptığını bilmeyen bir rakip Alanya; 'trafik polisi' gibi her pozisyona düdük çalan bir hakem ve saman alevi gibi parlayan bir Göztepe vardı. Göztepe dün maçı kazandı ama bu zaferin içinde coşku da vardı, bencillik de, stres de, vurdum duymazlık da. Hedefi şampiyonluk olan bir takımın bu tür maçlar oynaması ve sonunda da kazanması doğal. Ama ya rakip Alanya değil de, Bandırma veya Şekerspor olsaydı, ne olacaktı? Göztepe Türker gibi 'bitirici', İlhan gibi 'yürekli', İzzet gibi 'İşini bilen', Ferhat gibi 'sökücü' oyuncuları olmasa maçı bu kadar rahat kazanabilir miydi? Evet Göztepe 8 maçtır yenilmiyor, 5 maçını kazandı, 3'ünde de berabere kaldı. Rakamlar ortada ama görüntü flu... Futbol kollektif bir oyundur. Bireysel oyunlarla bir süreliğine skora gidebilirsiniz ama bu aldatıcıdır. Kollektif oyun olmadığı sürece sıkıntı yaşar, hiç ummadık yerlerde tökezlersiniz ve bunun da sonu acı olur. Takım oyunu oynamak için tüm dişlilerin sağlıklı şekilde kuralına göre hareket etmesi gerek. Ama ne yazık ki dün Göztepe'de bazı futbolcular kendine oynadı. Özellikle Emin. Sanki, 'Bana başka bir top verin ben takılayım' havasındaydı. Bir de Uğur Işıkal. Satış listesine konulmuş, kulüp bulamamış sonrada affedilmiş ve böylesine bir fırsat yakalamışsın, çık oyna be kardeşim. Uğur dünkü maçta öylesine gizlendiki sanki onu binlerce insan görmüyor sanıyordu. Oyunda olup olmadığını kimse anlamadığı gibi çıkışında da kimse bir şey farketmedi. İşin özü şu. Ligin 8. haftasına girildi ama hala Göztepe 'takım' olmayı başaramadı. Dünkü maçın ilk yarısı 5-0 bitebilirdi ama yenilen bir gol bir takımın bu kadar organizasmasını bozuyorsa düşünmek gerek. Neyse maksadımız pişmiş aşa su katmak değil, uyarmak. Kazanan takım haklıdır ama kazanırken bazı şeyleri görmek ve onları tamir etmek önemlidir. Maç oynanırken düşündüm. Transfer döneminde alınan futbolculara baktım, bir de sahada oynayan oyunculara. Serdar Samatyalı 18'de yok, Yılmaz, Orhan Terzi ve kaleci Vedat kulübede. Hele hele geçen sezon benim en çok beğendiğim Murat Berge'nin ismi bile telafuz edilmiyor. Ya onlar iyi çalışmıyor, ya sahadakiler daha iyi, ya da akort tutmadı... Bu da Özcan hocanın takdiridir bilemem.
Verenler herşeye layıktır
Bülent Buda
Göztepe‘de; İzzet ve İlhan, sezon başından beri sergiledikleri özverili futbolla, takıma yaptıkları büyük katkılarla ‘istikrar anıtı’ olmaya adaylar.
Çok şeyi hak ediyorlar. Raşit, uzun aradan sonra müthiş istekliydi, yaratıcıydı. Skor tabelasını etkileyen isimdi. İkinci yarı başlarken, oyundan alınacak futbolcu Uğur değil, Emin olmalıydı.
İlk yarıda takım iki golle öne geçip koşarken, belirgin bir çaba gösterirken, Emin, tribündeki seyirci kadar bile heyecanlı, istekli değildi. Koca 45 dakikayı adeta sakin sakin izleyerek bitirdi. Ve oyunun son 15 dakikasında, geçmiş maçların senaryosunu yine gösterime soktu; sol kol havada, ‘Beni oyundan alın...’ Hiç inandırıcı gelmiyor. Amaç, oynamadığı futbolu seyirciye alkışlatmak. Bu genç adam önce kendine, sonra tribüne oynuyor. Birisi de durumun böyle olduğunu kendisine artık söyleyebilmeli!
Özcan Kızıltan, ikinci yarıda Abdülvahit‘i orta alana çekip, İlhan’ı Türker’e yakın oynatırken; İlhan’ın üretkenliğine, orta alanın da işlevselliğine darbe vurdu. Göztepe’de işler kolektif değil, bireysel etkinliklerle yürüyor gibi görünüyor. Futbolundaki sıradanlık sürüyor. Kendi alanında iki farkla öne geçtiğin zamanlarda bile rakibin biraz basmasıyla savrulmak, yalpalamak, başka nasıl açıklanabilir ki?
İzzet, Raşit, İlhan ve biraz da Türker dışında rakipten top çalma, hızlı tek paslı çıkışlarla adam eksiltme, asist yapma, gol pozisyonuna girme sorumluluğunu üstlenme, alanı orantılı paylaşma, ender görebildiğimiz olgular. Yine de denilebilir ki; “Sen böyle yazdıkça tabeladaki ‘3’ tekrarlanıyor. Daha ne istiyorsun? İflah olmaz bir kötümsersin.” Mesele o değil, başka birşey.
Akıllının biri demiş ki; “Dünyada hem iyimserlere hem de kötümserlere ihtiyaç var. Öyle olmasaydı yaşamdaki denge kurulamazdı. İyimserler, uçağı; kötümserlerse paraşütü icat ettiler...”
Demem o ki; yanınıza paraşütünüzü almadan havalanmayın.
Acıtmayın bi yerlerinizi; kaygım sadece budur...
